İçeriğe geç

Soyut felsefi sorular nelerdir ?

Soyut Felsefi Sorular Nelerdir?

Burası İzmir. Sokaklarda esen rüzgarın biraz deniz, biraz kahve kokusu taşıdığı, insanların “Aman ya, hayat ne kadar da tuhaf!” dediği bir yer. Burada her şey gündelik yaşantıyla bir şekilde felsefi hale gelebilir. Evet, tahmin ettiniz, işte bu yazıyı o 25 yaşındaki, biraz kafa karıştırıcı, bolca esprili, biraz da fazla düşünen biri yazıyor. Ben. Veya “biz” de diyebiliriz, çünkü iç sesim de son zamanlarda bayağı aktif. Neyse, bir yudum kahve alıp başladık:

Felsefe ne demek, kim demişti, yani biz ne yapıyoruz?

Evet, felsefe… Yani, soyut düşünceler, hayatın anlamı, evrenin varoluşu falan filan. Tüm bunlar kulağa bayağı ciddi geliyor değil mi? Ama hadi gelin, olayı biraz basitleştirelim. Bir arkadaşım var, adını vermek istemiyorum, ama kendisi sürekli “Hayatın anlamı ne?” diye sorar. Bunu tabii çok derin bir ses tonuyla söyler. Ama bakarsınız, sabahları kahvaltıdan sonra “Acaba zeytin tadı neden bu kadar güçlü?” diye sorar. Ya da bir arkadaşımızın sürekli “Evrenin amacı ne?” sorusunu atıp, yemek yerken aniden “Ya bir de zeytinyağlı enginar olsa müthiş olur!” demesi… işte buradayız.

Felsefi sorular genellikle soyut olur. “Neden varız?”, “Bizi kim yarattı?”, “İyi olmak ne demek?” ve en zor olanı: “Gerçekten mi ya?”

Ama gelin, bu soyut soruları biraz daha mizahi ve yaratıcı bir bakış açısıyla ele alalım. Ne de olsa, felsefe herkesin kafasında dönen bir muamma. Sadece bazılarımız “Hadi be ya, bu kadar düşünme” diyerek geçiştirebilirken, diğerleri durup bir çay içiyor ve “Bence her şey aslında yalnızca bir algı meselesi” gibi bir cümle kuruyor. Felsefe derken işte bu ruh halini kastediyorum!

Soyut Felsefi Sorular: “Ya her şeyin anlamı bu kadar basitse?”

Gelelim esas soruya: Soyut felsefi sorular nelerdir? Şimdi, bu tür sorulara her baktığımda bir anda kendimi tüm varlıkları sorgulayan bir bilge gibi hissediyorum. Sonra, bir anda bir ses duymaya başlıyorum: “Bunu mu sorguluyorsun, kardeşim? Ne var? Hayat dediğin zeytinyağlı enginar gibi işte.” Evet, soyut felsefi sorular bazen bu kadar basit olabilir. Ama tabii biz derinlikli düşünüyoruz.

1. Gerçekten var mıyım?

Evet, böyle bir soru sormak istiyorum. Kendi varlığımı sorgulamak, biraz şüpheci olmak, bence hoş bir başlangıç. “Ya ben aslında hayal miyim?” diye sormak, insanın kendisini biraz da olsa test etmesine olanak verir. Mesela, ben şimdi bu yazıyı yazarken de sorguluyor olabilirim. Belki bir robotum, belki de sadece bir kedi, kendi kafasında düşünceler kuruyor. Kafamı bir an döndürüp bakıyorum, kimse yok. “O zaman ben, aslında hiç var olmamış olabilirim!” şeklinde bir iç ses yükseliyor.

Felsefeye Daldık, Sonra Kafede Unutmadık

Düşünceye daldım, gözümü açtım; kafede bir araya geldiğimiz arkadaşlarım bana bakıyor. Haa, bu arada hep birlikteyiz çünkü hala kimse bana gelip “Abi bir dakika, bu derin düşünceler senin ne işine yarayacak?” demedi. Düşünce mi, kahve mi, yoksa sadece açlık mı bu kadar derinleşmeye neden oluyor?

Bir arkadaşım, Cemil, “Ya senin de bu düşüncelerin, insanı kafaya takmaya yönlendirmiyor mu? Ne yapacağız biz şimdi?” dedi. Diğer yanda bir diyalog başlıyor:

Cemil: “Abi, senin için ‘Var mıyım?’ sorusu nedir ya?”

Ben: “Cemil, bak bu soruyu doğru sorabilmek için önce ‘yok muyum?’u sorgulamalıyız. Yani, belki de şu an burada bile değilim, her şey bir yanılgı olabilir.”

Cemil: “Vallahi ben zeytinyağlı enginar bekliyorum, kafam karıştı.”

Ben: “İşte o zaman! Enginar ya da hiçbir şey, belki hepimiz sadece zeytin taneleriyiz, yaşadığımız her şey bir evrimsel saçmalık. Bunu düşün, Cemil.”

Cemil: “Ya bana bir tane de kahve ver, yeter…”

O an fark ettim ki, felsefi bir soru sorarken, cevaplar tamamen anlık ruh halinize bağlı olabiliyor. Bazen insanın kafasında milyonlarca düşünce dönerken, en kısa çözüm kahve almak olabilir.

Bir Başka Soyut Felsefi Soru: “Zaman Nedir?”

Zaman… Evet, ne tuhaf bir şey. Hepimiz bir şekilde zamanla mücadele ediyoruz. “Zaman hızlı geçiyor” derken, aslında zamanın ne olduğunu hiç sorgulamıyoruz. Oysa zaman dediğimiz şey bir anlık his değil mi? Geçiyor mu, yoksa duruyor mu? Biz mi, yoksa zaman mı bizden kaçıyor?

Mesela şöyle bir şey var: Sabaha kadar kafamda dönüp duran bir düşünceyi akşam üzeri fark ediyorum. Biraz geç kalmışım, işler birikti, ama hala gözlerim daha açılmadı. Bir dakika, bu zaman nasıl geçti?

Kafede yine buluşmuşuz, ama bu defa ben sessizce bir köşede oturuyorum. Kendimi zamandan bağımsız hissediyorum, ama zaman bir şekilde hala geçiyor. Kafede çalışan garsona bakıyorum: “Evet, sen de zamanın esiri olmalısın. Her an her şey değişiyor, senin de geçişin var.”

Felsefi Sorular ve Gerçek Hayat: Düşünceyi Bırak, Biraz Eğlen

Felsefe deyince biraz derinleşmek gerekebilir. Ama bir yandan da bu düşünceler bazen insanı biraz hüzünlü de yapabiliyor. O yüzden bazen şunu unutuyorum: Bunları düşünüp durmak yerine, belki de sadece yaşamalıyım.

Düşünsenize: Bir arkadaşınıza “Evet, gerçekten var mı, onu kimse bilemez!” demek yerine, “Neden enginar da zeytinyağlı?” sorusunu sormak daha eğlenceli değil mi? Gerçekten önemli olan, her şeyin anlamını anlamaya çalışmak değil, her anın tadını çıkarabilmek.

Sonuç: Bütün Bu Soruların Arkasında Ne Var?

Sonuç olarak, soyut felsefi sorular aslında kendimizi tanımak, varlık ile yokluğu sorgulamak ve zamanın ne olduğunu anlamaya çalışmak için bir yol. Ama dediğim gibi, bazen de bir kahve içmek, evet, bazen de sadece eğlenmek, gülmek lazım. Yani, felsefe derken her zaman en derin anlamlara gitmeye gerek yok. Bir de zaman zaman, belki de biz her şeyi çok fazla düşünüyoruz. Sonuçta, bir fincan kahveyle hayatın anlamını anladım diyebilirim, öyle değil mi?

İşte, soyut felsefi sorular nelerdir? sorusunu biraz da olsa cevapladık. Ama unutmayın: Hayat bir düşünme değil, bir yaşama sanatıdır. Felsefe… bu kadar basit aslında, değil mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
vdcasinogir.net